Kiralık ya da satılık daire bulma sürecindeki o yorucu maraton bittiğinde, insan asıl kabusun henüz yeni başladığını cüzdanı yandığında fark ediyor. Nakliye ve depolama kalemlerindeki maliyetler kontrolden çıkmış durumda. Eskiden birkaç koli ve nakliye kamyonetiyle halledilen bu süreç, artık orta gelirli bir hanenin aylık bütçesini doğrudan eritecek seviyelere ulaştı.
Piyasayı yakından takip edenlerin bildiği üzere, mesele sadece eşyaları A noktasından B noktasına taşımak değil. Asıl patlama depolama çözümleri, sigortalı taşımacılık ve asansörlü nakliye gibi hizmetlerin fiyat etiketlerinde yaşanıyor. İstanbul gibi dikey mimarinin ve dar sokakların labirentine dönen bir şehirde, geleneksel yöntemlerle taşınmak neredeyse imkansız hale geldi. Yüksek katlı binalar mobil asansör kiralanmasını zorunlu kılıyor, bu da faturaya doğrudan yansıyor.
Ev değiştirme kararını veren birinin karşılaştığı tablo oldukça net: Nakliye firmalarının akaryakıt ve personel gideri yükü, doğrudan müşterinin sırtına biniyor. Şirketler da kendilerini korumak için kısa mesafelerde dahi alt sınırları yukarı çekiyor. Aradaki farkı kapatamayan tüketiciler ise ya eşyalarının bir kısmını elden çıkarıyor ya da kredi kartı taksitlerine mahkûm oluyor.
Sektördeki bu kontrolsüz tırmanış, taşınma ve ekspertiz uygulamalarındaki eksiklikleri de gözler önüne seriyor. Pazar hâlâ manuel fiyatlandırma ve sürpriz masraflarla dönüyor. Ekspertiz için evinize gelen kişi “Bu koltuk buradan geçmez, usta lazım” dediği anda bütçe altüst oluyor.
Önümüzdeki ay ev değiştirmeyi planlıyorsanız, teklif alırken sadece nakliye ücretini değil, olası ek masrafları da bütçenizin yüzde 30’u kadar bir payla baştan hesaba katmanız şart.