Piyasalar kapanıp da bilanço tabloları ekranlara düştüğünde, herkesin ilk baktığı şey alt alta sıralanan o devasa karlar veya zararlar oluyor. Sanılıyor ki bankaların bilançolarına bakıp geleceği görmek sadece muktedir analistlerin işi ve rakamlar her şeyi doğrudan söyler. Aslında işler hiç de o kadar lineer yürümüyor. Tablolardaki net kar rakamları parıltılı durabilir; fakat o karın kalitesi, komisyon gelirlerinin payı ve karşılık politikaları asıl hikayeyi saklıyor.
İş Bankası’nın son açıkladığı finansallar sonrasında aracı kurumların masaya yatırdığı yeni hedefler de bu ezberi bozuyor. ISCTR hissesi taşıyanların asıl merak ettiği şey, enflasyon muhasebesinin yarattığı sis perdesinin arkasında bankanın özkaynak karlılığını gerçekten koruyup koruyamadığı. Çünkü piyasa sadece dünkü bilançoyu fiyatlamıyor; önümüzdeki çeyreklerdeki faiz marjı daralmasını veya genişlemesini satın almaya çalışıyor.
Uzun süredir Borsa İstanbul’da işlem yapanlar bilir ki, banka hisseleri ucuz kaldığı için hep “alınması gereken” ama bir türlü o beklenen coşkuyu yaratmayan varlıklardır. Buradaki temel yanılgı, bankacılık sektörünün klasik bir sanayi şirketi gibi değerlendirilmesi. Sanayi şirketi mal üretir, satar ve karını yazar. Banka ise riski yönetir ve likiditeyi fiyatlar. İş Bankası’nın iştirak portföyünün büyüklüğü, konsolide bilançoda ana bankacılık faaliyetlerinin arkasında gizli bir hazine gibi duruyor. Aracı kurumların hedef fiyat revizyonlarında bu iştiraklerin payını ıskalarsanız, ISCTR için yapılan analizler havada kalır.
Masadaki yeni hedefler bize şunu söylüyor: Analistler sadece kar rakamına bakarak hedef yükseltmiyor. Bankanın aktif kalitesi, tahsili geciken alacak oranlarındaki seyir ve serbest karşılıkların durumu asıl belirleyici unsurlar. Eğer bir banka bilançosunda olası riskler için yeterince kalın bir tampon tutuyorsa, o bilanço gerçekte göründüğünden çok daha güçlü demektir.
Önümüzdeki dönemde ISCTR hissesinin performansını belirleyecek olan, açıklanan hedef fiyatların kağıt üzerinde kalıp kalmayacağı değil, bankanın makro ihtiyati tedbirler altında kredi büyümesini ne kadar akıllıca yönetebileceği olacak. Ekran başında sürekli değişen rakamlara bakarken asıl sorulması gereken soru şu: Banka, bu faiz ortamında bilançosunun direksiyonunu gerçekten tutabiliyor mu, yoksa sadece dalganın gidişatına mı ayak uyduruyor?