Kuyumcudan gram altın alırken ödediğiniz o gizli fark, aslında sandığınızdan çok daha eski bir maliyet mantığına dayanıyor. Ekranlarda gördüğünüz rakam ile elinize geçen fiziksel metal arasındaki o sinir bozucu mesafe, sadece serbest piyasa esnafının kar hırsı değil; yıllardır dijitalleşemeyen tedarik zincirinin çıkardığı fatura. İslam Memiş’in son uyarısında altını çizdiği “mutlaka gelmesi gereken” normalleşme de tam olarak bu makasın kapanmasıyla ilgili.
Yatırımcısını diken üstünde tutan bu uçurum, küçük tasarruf sahibinin kârını henüz cüzdana girmeden eritiyor. Geleneksel yatırım alışkanlıkları, artık dijital varlıkların hızıyla yarışamıyor. Gram altın alırken paranın bir kısmının havaya uçtuğunu hissettiğiniz o an, sistemin en aksayan dişlisini tecrübe ediyorsunuz.
Fiziksel altın ile banka kurları arasındaki bu uyumsuzluk, sadece piyasa volatilitesinden beslenmiyor. Darphane basım kapasitesi, ithalat kotaları ve lojistik maliyetler üst üste bindiğinde esnaf da kendi riskini fiyatlamak zorunda kalıyor. İslam Memiş’in “gelmesi gerek” dediği o seviye, piyasanın yapay gerilimlerden arınıp gerçek maliyete dönmesini temsil ediyor. Fakat bu dönüşümün ne zaman ve hangi ekonomik tetikleyiciyle gerçekleşeceği belirsizliğini koruyor.
Banka uygulamalarından tek tuşla altın alıp satmak kolay görünse de, yastık altı alışkanlığından vazgeçmeyenler için bu makas maliyeti ciddi bir verimsizlik yaratıyor. Dijital cüzdanlar ve kıymetli maden fonları bu maliyeti büyük ölçüde törpülüyor; ancak fiziksel güven hissinden vazgeçemeyen kitle, hala yüksek spread oranlarını (alış-satış farkı) peşinen ödemek zorunda kalıyor.
Siz gram altın alırken aradaki fiyat farkı bütçenizi ne kadar zorluyor, bu makas kapanmadan altına yatırım yapmaya devam edecek misiniz?