COP31 Çağrısı ve Yeşil Dönüşümün Şifreleri

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır’ın COP31 odaklı yeni Hızlandırma Desteği çağrısını duyurmasının arkasında, küresel iklim finansmanından pay kapma yarışının çok ötesinde bir zorunluluk yatıyor. Avrupa Birliği’nin sınırda karbon düzenlemeleri kapıdayken ve ihracatçılarımız “yeşil üretim” sertifikaları olmadan ana pazarlarda barınamaz hale gelmişken, bu hamle aslında bir hayatta kalma refleksidir. Bakanlık, sanayicinin dönüşüm maliyetini tek başına sırtlayamayacağını gördü; bu yüzden fonlar tam da kurumsal kapasitenin tıkandığı bu anda devreye sokuluyor.

Bugün bir otomotiv yan sanayi üreticisi ya da tekstil ihracatçısı için mesele sadece daha az enerji harcamak değil; tedarik zincirinde “karbon ayak izi” raporlayabilmek. Fabrikanız ne kadar ucuz üretirse ütsün, eğer üretim süreçlerinizde fosil yakıt ağırlıklı enerji kullanmaya devam ediyorsanız, birkaç yıl içinde Avrupalı dev müşterilerinizi kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyasınız. Sahadaki gerçek problem tam da burada başlıyor: Teoriye herkes hakim, “yeşil dönüşüm şart” deniyor ancak KOBİ seviyesindeki bir işletme bu devasa teknolojik değişimi hangi bütçeyle finanse edeceğini kara kara düşünüyor.

Bu destek çağrısı masaya yatırıldığında, işletmelerin önündeki en büyük engel olan finansman ve Ar-Ge altyapı eksikliğine doğrudan parmak basıldığını görüyoruz. Doğru projelerle bu fonlara erişilebilirse, üretim hatlarındaki enerji verimliliği artacak ve uluslararası rekabetteki dezavantaj avantaja dönüşecek. Tabii ki madalyonun diğer yüzünde bürokratik engeller var. KOBİ’lerin bu tür hibelere başvuru süreçlerindeki karmaşa, çoğu zaman en yenilikçi fikirlerin bile masada kalmasına neden oluyor. Bakanlığın burada sadece para dağıtmakla kalmayıp, başvuru ve izleme süreçlerini de ne kadar basitleştireceği başarının asıl belirleyicisi olacak.

Uzun vadede bakıldığında, Türkiye’nin sanayi politikalarının ekseni tamamen iklim uyumlu teknolojilere kaymak zorunda. Önümüzdeki birkaç yıl içinde yeşil fonlardan yararlanamayan sanayi kolları, sadece çevre politikaları yüzünden değil, doğrudan maliyet baskısı altında nefes alamaz hale gelecektir. Açıklanan destek paketleri sadece birer hibe kalemi değil, Türkiye sanayisinin on yıl sonraki küresel konumunu belirleyecek kritik birer eşik.

Yorum yapın