Sabah alarm çalmadan hemen önce gelen o mesajı açarsınız: “Ev sahibi aradı, gelecek ay zam oranımız şu kadar…” Daha kahvenizi bile içmeden, maaşınızın ne kadarının sadece dört duvara gideceğini hesaplamaya başlarsınız. Sonra emlak sitelerinde gezinirken bulursunuz kendinizi; aynı mahalledeki daha küçük bir ev için istenen rakamlar, bütçenizi çoktan aşmıştır.
Dünya genelinde konut piyasalarını izleyen son araştırmalar, bu sıkışmışlık hissiyatının sadece bizim coğrafyaya ait olmadığını gösteriyor ancak tablo bizim için biraz daha ağır. Küresel bazda konut ve kira artış hızları masaya yatırıldığında, megakentlerin geçirdiği dönüşüm netleşti. Uzmanların hazırladığı son endekslere göre İstanbul, küresel kira artış sıralamasında zirveyi zorlayan şehirler arasında üçüncü sırada yer alıyor.
Aslında mesele sadece enflasyondan ibaret değil. İnşaat maliyetlerindeki tırmanış, arsa arzının tükenmesi ve büyük şehirlerdeki demografik hareketlilik, arz-talep dengesini altüst etti. Konutun uzun süredir güvenli bir yatırım aracı olarak görülmesi, ev sahiplerinin fiyat beklentilerini sürekli yukarı çekmesine yol açtı. İstanbul özelinde ise deprem gerçeği ve güvenli yapılara olan acil talep, merkeze yakın sağlam binalardaki kiraları astronomik seviyelere taşıdı.
Burada asıl kırılma, teknolojinin emlak sektörüne entegre olma biçiminde yaşanıyor. Yapay zeka destekli değerleme algoritmaları, mal sahiplerine anlık fiyat artış trendlerini saniyesinde gösteriyor. Bir mahallede tek bir ilan yüksek fiyattan verildiğinde, sistemdeki diğer mülkler de otomatik olarak yukarı yönlü revize ediliyor. Yani teknoloji, süreci hızlandırmak yerine bazen fiyat dalgalanmalarını körükleyen bir katalizöre dönüşebiliyor.
Küresel sıralamada ilk üste yerleşmek, sadece ekonomik bir veri değil; sosyolojik bir alarm. Genç profesyonellerin şehir merkezlerinde yaşama imkânı giderek zayıflarken, banliyöler veya uydu kentler yeni çekim merkezleri haline geliyor. Uzaktan çalışma modellerinin eskiye oranla esnekliğini yitirdiği bu dönemde, günlük işe gidiş-geliş süreleri de katlanarak artıyor.
Önümüzdeki aylarda bu tablonun tersine dönmesi için sadece faiz oranlarının düşmesi veya yeni konut projelerinin başlaması yetmeyecek. Şehir planlamasından akıllı toplu taşıma ağlarına kadar geniş bir yelpazede köklü adımlar atılması şart. Yoksa megakentte yaşamak, çalışan kesim için sürdürülebilir olmaktan çıkıp lüksün de ötesinde bir imkansızlığa dönüşecek.