Bankaların mobil uygulamalarından iki tıkla ihtiyaç kredisi çekebildiğimiz, tek tuşla ek hesap limitlerini zorlayabildiğimiz o rahat dönem, evdeki hesap çarşıya uymayınca duvara çarptı. Finans kuruluşları bu muslukları tam da enflasyonun ve geçim derdinin doruktayken neden bu kadar geniş tutmuştu? Aslında cevap basit: Büyüme rakamlarını yüksek tutma telaşı ve ciro baskısı, risk analizlerini ikinci plana attı. Şimdi ise bütçe yönetimini dijital ekranlar üzerinden yapmaya çalışan milyonlarca kişi, ay sonunu getirebilmek için yeni krediyi eski krediyi kapatarak döndürmeye çalışıyor.
Piyasadan gelen son veriler, bu tablonun artık sürdürülemez bir boyuta ulaştığını gösteriyor. Kredi hacmi sürekli yukarı tırmanırken, bankaların takipteki alacaklar adını verdiği batık kredi oranları da aynı hızla artıyor. Bu durumun arkasındaki temel mesele, borcun borçla çevrilme mekanizmasının artık tıkanması. Mobil bankacılık ekranlarında beliren o cazip limit artırım teklifleri, aslında geçici bir nefes aldırma operasyonundan ibaretti. Gerçekte ise gelir artışının enflasyonun gerisinde kalması, bireylerin ödeme kapasitesini eritti.
Gündelik hayatımıza baktığımızda bu tablo şunu gösteriyor: Market alışverişinden fatura ödemelerine kadar her kalemde kredi kartına sarılan orta sınıf, artık asgari tutarı ödemekte bile zorlanıyor. Bankaların risk modelleri her ne kadar yapay zeka algoritmalarıyla güçlendirilmiş olsa da, bu sistemler makroekonomik daralmanın insan psikolojisi üzerindeki etkisini öngörmekte yetersiz kaldı. Bir kişinin kredi notu üç ay önce kusursuz görünürken, artan yaşam masrafları yüzünden bir anda riskli sınıfa kayması an meselesi haline geldi.
Sistemin en büyük açmazı, dijital borçlanmanın fiziksel nakit kullanımına göre çok daha soyut hissettirmesi. Ekrandaki rakamlar harcama yapmayı kolaylaştırırken, geri ödeme gününün geldiğindeki o sert gerçeği maskeliyor. Bankalar bu riski yönetmek için şimdiden tahsilat birimlerini büyütüyor ve yeniden yapılandırma seçeneklerini masaya sürüyor. Ancak borçlu taraf için bu seçenekler sadece borcun ömrünü uzatıyor, ana sorunu çözmüyor.
Önümüzdeki aylarda finans kuruluşlarının risk iştahını ciddi şekilde kısması kaçınılmaz görünüyor. Limit artışları zorlaşacak, yeni kredi onay süreçleri ince eleyip sık dokuyacak. Bu da, nakit akışını borçlanarak yönetmeye alışmış geniş bir kesim için alışkanlıkların zorla değişeceği anlamına geliyor.