Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun haziran ayı verileri masaya yatırıldığında, Türkiye’nin LPG ithalatındaki yüzde 8,4’lük gerileme ilk bakışta sadece kuru bir istatistik gibi görünebilir. Oysa mutfaktaki tüpten aracın deposundaki otogaza kadar her kalemi doğrudan etkileyen bu veri, enerji tüketim alışkanlıklarımızın sessiz sedasız kabuk değiştirdiğini gösteriyor.
Peki bu azalış bir tasarruf başarısı mı, yoksa sanayi ve hanelerdeki daralmanın kaçınılmaz bir sonucu mu? Yıllarca akaryakıt istasyonlarının vazgeçilmezi olan otogaz ile geleneksel boru gazı veya elektrikli alternatifler arasındaki rekabet artık başka bir düzlemde oynanıyor. Eskiden bütçe dostu olmasıyla bilinen LPG, ÖTV artışları ve akaryakıt fiyatlarındaki dalgalanmalarla birlikte o eski cazibesini yavaş yavaş yitirdi. İthalat rakamlarındaki daralmanın temelinde, tüketicinin bütçe baskısıyla enerjide vites değiştirmesi yatıyor.
Sektör oyuncuları bu durumu pazarın dengelenmesi olarak tanımlasa da, sahadaki gerçeklik biraz daha farklı işliyor. Araç sahipleri dönüşüm maliyetleri ve bakım masrafları hesaplandığında artık otogaza mesafeli yaklaşıyor. Benzinli araçların motor teknolojisindeki verimlilik artışları da LPG’ye duyulan bağımlılığı törpüleyen bir başka etken. Dün en ekonomik sürüşün anahtarı olan sistemler, bugün maliyet hesaplarında eskisi kadar cazip durmuyor.
Önümüzdeki dönemde ithalat rakamlarındaki bu ivme kaybının kalıcı olup olmayacağını, akaryakıt üzerindeki vergi politikaları ve alternatif enerji maliyetleri belirleyecek. Cüzdanındaki deliği kapatmaya çalışan tüketicinin hamleleri, enerji devlerinin ithalat kalemlerini doğrudan şekillendirmeye devam edecek.