Kamu harcamalarında Excel dönemi kapandı mı?

Gece yarısı masanın üzerinde açık kalan o sekiz sekmeli bütçe tablosu, belediye ve bakanlık koridorlarında onlarca yıldır değişmeyen rutinin simgesiydi. Alt alta dizilmiş binlerce satır, elle girilen formüller ve “hücre başvurusu hatası” yüzünden ertelenen finansal raporlar… Kamu harcamaları denince akla gelen ilk tablo buydu. Şimdi ise devlet dairelerinde vergi mükelleflerinin kuruşunun nereye gittiğini takip etmek için yapay zeka algoritmaları devreye sokuluyor. Soru şu: Bu dönüşüm gerçekten bürokrasiyi hızlandıracak mı, yoksa sadece formülleri daha karmaşık hale mi getirecek?

Eski usul muhasebe yazılımları ve devasa elektronik tablo dosyaları, geçmişte sadece veriyi saklamakla yükümlüydü. Sistem geçmişe bakardı; harcama yapıldıktan aylar sonra denetçiler hataları veya tutarsızlıkları fark ederdi. Aradaki fark tam olarak burada yatıyor. Yeni nesil otomatik denetim sistemleri ise veriyi depolamakla kalmıyor, para henüz harcanma aşamasındayken “Bu alım piyasa fiyatının yüzde kırk üzerinde” diyerek uyarı veriyor. Klasik yazılımlar pasif birer defter tutucuyken, yapay zeka destekli bütçe araçları aktif birer mali danışman gibi konumlanıyor.

Kamu bütçelerinin üzerindeki devasa baskı ve kaynakların akılcı kullanılma zorunluluğu bu değişimi tetikliyor. Geleneksel yöntemlerle binlerce kalemi insan gözüyle incelemek imkansızlaştı. Milyonlarca liralık ihalelerin teknik şartnameleri, benzer geçmiş alımlarla kıyaslanarak saniyeler içinde taranıyor. Normal şartlarda haftalar süren denetim süreçlerinin anlık olarak yürütülmesi hedefleniyor. Bürokrasi açısından bakıldığında bu, onay mekanizmalarındaki kör noktaların ortadan kalkması anlamına geliyor.

Fakat işin pratikteki yüzü her zaman masmavi ekranlardaki kadar pürüzsüz ilerlemiyor. Algoritmaların geçmiş verilere dayanarak karar vermesi, bazen yenilikçi ama sıradışı harcama kalemlerinin tamamen engellenmesine yol açabiliyor. Tarihsel veride benzeri olmayan acil bir teknoloji yatırımı, sistem tarafından “anormal” bulunup otomatik olarak reddedilebilir. Dahası, kamu gibi siber güvenliğin en üst düzeyde olması gereken bir alanda yapay zeka modellerinin dışa bağımlı olması, yeni bir veri güvenliği riski yaratıyor. Verilerin nerede işlendiği ve modellerin nasıl eğitildiği konusu, şimdilik en büyük soru işareti.

Sahadaki duruma baktığımda gördüğüm şey bir devrimden ziyade uzun soluklu bir adaptasyon sancısı. Devlet kurumları onlarca yıldır alıştıkları denetim alışkanlıklarını bir gecede terk etmiyor. Yazılım ne kadar gelişmiş olursa olsun, ekranın başında oturan yetkilinin o uyarıyı dikkate alıp almaması sistemi belirleyen asıl unsur olmaya devam ediyor. Yani mesele sadece yapay zekanın ne kadar akıllı olduğu değil, bürokrasinin bu akla ne kadar güveneceği.

Önümüzdeki dönemde asıl test, bu sistemlerin şeffaflıkla çalışıp çalışmayacağı olacak. Vatandaş, ödediği vergilerin nereye gittiğini sadece aylık PDF raporlarında değil, gerçek zamanlı açık veri platformlarında ne zaman görebilecek? Cevap, kod satırlarının arasından çıkacak şeffaflıkta saklı.

Yorum yapın