Kredi vergileri şirket vergilerini solladı

Ekonomi bültenlerinde sıkça duyduğumuz, kimsenin yüzüne bakmadığı vergi oranları tablosu geçen hafta masaüstü ekranımda açık duruyordu. Yan sekmede ise bir yazılım şirketinin aylık bulut sunucu faturaları vardı. Rakamlara bakarken, son dönemde bireysel kredilerden kesilen kalemlerin, kurumsal yükümlülükleri geride bıraktığını fark ettim. Finans dünyası bu veriyle çalkalanırken, asıl mesele kimin ne kadar ödediğinden ziyade sistemin yükünün nispetsiz şekilde kime yıkıldığı.

Eski düzende devletler, bütçe dengesini sağlamak için ağırlıklı olarak tüzel kişilere, yani şirketlerin karlarından elde edilen kazançlara odaklanırdı. Bugün ise bankamatikten ihtiyaç kredisi çekerken ödenen harçlar, fon kesintileri ve sigorta bedelleri, büyük ölçekli bir fabrikanın ödediği vergi kalemleriyle yarışır hale geldi. Bankalar mobil uygulamaları üzerinden saniyeler içinde kredi verirken, arka planda işletilen bu vergi mekanizması neredeyse her tüketiciyi sessiz birer vergi tahsildarına dönüştürdü.

Bireylerin asıl problemi ortada: Dijital bankacılığın getirdiği o ‘tek tıkla kredi’ rahatlığı, maliyetin görünürlüğünü tamamen bulandırdı. Eskiden şubeye gidilir, evraklar imzalanır, masraflar tek tek incelenirdi. Şimdi ise yüz binlerce liralık limitler telefon ekranında parıldarken, bütçeyi kemiren kesintiler küçük yazılar arasında kaybolup gidiyor. Kullanıcı, cebine giren paranın aslında ne kadar maliyetli olduğunu ancak ödeme planı takibe düştüğünde ya da aylık ekstreyi incelediğinde fark ediyor.

Tarihsel olarak baktığımızda, vergi yükünün tabana yayılması kulağa adil bir ekonomik politika gibi gelebilir. Fakat buradaki kırılma noktası, yükün tabana yayılması değil, doğrudan bireysel borçlanma üzerinden finanse edilen bir bütçe modeline dönüşmesi. Şirketler zarar ettiklerinde ya da muafiyetlerden yararlandıklarında vergi matrahlarını düşürebilirken, bireysel kredi kullanıcısının böyle bir kaçış noktası yok. Dijital cüzdanınızdan geçen her kuruş borç, anında ve kesintisiz şekilde sistemin çarklarını döndürüyor.

Finansal teknolojiler parayı transfer etmeyi, kredi çekmeyi, borç ödemeyi saniyeler içine sığdırdı. Ancak aynı altyapı, devletlerin ve finans kuruluşlarının vergileri ve kesintileri anında tahsil etmesi için de kusursuz bir otoban işlevi görüyor. İşlem hızı arttıkça, cebimizden çıkan gizli maliyetlerin hızı da aynı oranda artıyor.

Önümüzdeki dönemde mobil bankacılık uygulamalarının tasarımı değişmediği sürece bu makas daha da açılacak gibi duruyor. Ekranlarda sadece ‘onay ver’ butonunu görmek yerine, o kredinin devlete ne kadarlık bir vergi kalemi yarattığını net olarak anlatan şeffaf arayüzlere ihtiyacımız var. Aksi takdirde, dijital kolaylığın konforuna kapılıp, borçlanmanın üzerimizdeki görünmez yükünü çok daha ağır şekilde taşımaya devam edeceğiz.

Yorum yapın