Bankacılık sektörü denildiğinde herkesin aklına ilk gelen şeyler mizaç olarak soğuk binalar, uzun kuyruklar ve vadeli hesap faizleridir. Son yıllarda ise bu tablonun yanına yeşil renkli, karbon ayak izini silen ve doğayı koruyan iddialı sürdürülebilirlik raporları eklendi. Bankaların sunduğu bu yeni imaj, dışarıdan bakıldığında sadece bir PR hamlesi gibi görünebilir. Gerçekte ise durum, finans kurumlarının fon bulma maliyetleriyle doğrudan bağladığı çok daha sert bir matematiksel zorunluluk barındırıyor.
Akbank’ın açıkladığı son sürdürülebilirlik performansı verileri, bankanın bu alandaki hareket alanını ne kadar bilinçli ördüğünü gösteriyor. Konuyu sadece sosyal medyada paylaşılacak 22 Nisan Dünya Günü kutlamalarından ibaret sananlar yanılıyor. Küresel sermaye piyasalarında artık yeşil kriterleri karşılamayan bir bankanın uluslararası fonlara erişmesi neredeyse imkansızlaşıyor. Dolayısıyla bu süreç, bir lütuf değil, hayatta kalma mücadelesinin en net göstergesi.
Bankalar, topladıkları mevduatı hangi projelere yönlendirecekleri konusunda eskisine göre çok daha sıkı denetimle karşı karşıya. Kömür madenlerine ya da fosil yakıt yatırımlarına kredi musluklarını kapatmak, banka bilançolarında kısa vadeli bazı gelir kalemlerinden feragat etmek anlamına geliyor. Ancak orta ve uzun vadede, iklim krizinin getireceği kredi risklerinden kaçınmanın tek yolu da bu.
Sektörü yakından takip eden biri olarak şunu net söyleyebilirim: Bankacılıkta sürdürülebilirlik artık bir pazarlama departmanının alt kalemi değil, risk yönetiminin tam merkezinde yer alıyor. Akbank gibi büyük oyuncuların bu alandaki ivmesini koruması, aslında gelecekte hangi şirketlerin kredi bulabileceğini ve hangi projelerin hayata geçeceğini doğrudan belirliyor.
Önümüzdeki dönemde finans kuruluşları arasında asıl rekabet, kimin daha yeşil olduğundan ziyade, bu dönüşümü maliyetleri artırmadan kimin finanse edebileceği üzerinden dönecek. Tüketiciler olarak bizim masamıza yansıyan ise daha düşük faizli çevreci taşıt kredileri veya enerji verimli konut finansmanları olarak geri dönüyor. Bankaların bu performansı koruyup koruyamayacağını ise önümüzdeki bilanço dönemlerinde yine bu sert matematik gösterecek.