Şirketlerin bilançolarını düzeltmek için kapı kapı dolaştığı bir dönemde, borsada işlem gören bazı şirketlerin sermaye artırım kararları ekranlara düştü. Üzerinde neredeyse hiç durulmayan bir detay var: Yatırımcıların bu süreçte rüçhan haklarını kullanırken yaptıkları küçük matematiksel hatalar, bazen ellerindeki hisselerin değerinden fazlasını masada bırakmalarına neden oluyor.
Haftalık bültenlerde adını sıkça gördüğümüz bedelli sermaye artırımı kararları, ilk bakışta şirketlerin büyüme iştahının bir göstergesi olarak pazarlanır. Fakat madalyonun diğer yüzünde, nakit akışı sıkışan yapımcıların veya sanayi devlerinin portföyü sulandırma pahasına faturayı küçük yatırımcıya kesmesi yatıyor.
Borsada işlem yapanlar için bu kararların anlamı oldukça pratik bir probleme işaret ediyor: Cüzdanınızdaki paranın erimemesi için doğru zamanda hamle yapmak zorundasınız. Şirket ek sermaye istediğinde parayı yatırmazsanız, payınızın oransal olarak küçülmesi kaçınılmaz hale geliyor.
Sistemin çalışan mekanizması aslında oldukça eski bir finansal mühendisliğe dayanıyor. Şirketler büyümek, borç ödemek ya da devasa yatırımları finanse etmek için banka kredisi maliyetlerinin katlanılmaz olduğu bu dönemde, en ucuz borçlanma yöntemi olarak mevcut ortakların cebine bakmayı seçiyor. Birçok şirket açısından bu karar, iflas ya da küçülme senaryolarından kaçışın neredeyse tek yolu.
Küçük yatırımcının yaşadığı en büyük çıkmaz, ellerindeki hisselerin değer kaybını önlemek için ekstra nakit bulma zorunluluğudur. Bütçeniz sınırlıysa ve şirket sürekli sermaye artırımı kararı alıyorsa, portföyünüzdeki ağırlığı korumak neredeyse imkansızlaşıyor.
Sermaye artırımlarının maliyeti ile şirketin vadettiği potansiyel büyüme arasında hassas bir denge bulunuyor. Her bedelli kararı bir fırsat değildir; bazen sadece zarardaki bir pozisyonu kurtarmak için daha fazla para batırmak anlamına gelir. Ekran başındaki herkesin “şirket büyüyor” heyecanına kapıldığı anlarda, bilanço dipnotlarındaki borç yükünü okuyabilmek bu yüzden hayati önem taşır.
Önümüzdeki dönemde yüksek faiz ortamı devam ettikçe, şirketlerin bu yönteme başvuru sıklığı da artacak. Yatırım yaparken sadece grafiklere bakmak yerine, şirketlerin özkaynak yapısını ve yönetim kurullarının sermaye iştahını yakından izlemek gerekiyor. Bu hafta açıklanan kararları incelerken, şirketlerin bu parayı gerçekten üretime mi yoksa sadece borç kapatmaya mı harcadığını sormadan karar vermeyin.