Borsa İstanbul’da işlem hacminin yüzde 18’ini tek başına, tamamen algoritmik emirlerle işlem yapan beş kurumun oluşturduğunu bilmek, son seanstaki yatay kapanışın nedenini omuz silkip geçilecek bir detay olmaktan çıkarıyor. Endeksin gün sonunda yerinden kıpırdamaması, sakin bir gün geçirdiğimiz anlamına gelmiyor; aksine, ekran başında tükenen saatlerin ardından büyük oyuncuların ve robotların birbirini nötrlediği kıyasıya bir satranç maçını işaret ediyor.
Piyasayı takip edenlerin asıl derdi endeksin nerede kapandığı değil. Bireysel yatırımcı, hissesi yüzde iki prim yaptığında sevinemiyor çünkü aynı anda enflasyon sepetindeki erime portföyün eriyen kısmını çoktan yutmuş oluyor. Sabah açılışta yeşil yanan ekranın akşam saatlerinde solması, özellikle son dönemde borsaya adım atan yeni nesil yatırımcı için kafa karıştırıcı. Temel analiz yapıyorsun, bilanço okuyorsun, şirket kâr açıklıyor ama hisse senedi milim oynamıyor. Neden? Çünkü artık insan psikolojisinin yerini, saniyenin binde birinde işlem yapan bulut sunucuları ve yapay zeka modelleri aldı.
Yatay seyir kavramı finans bültenlerinde sessiz ve sakin bir günü tasvir etmek için kullanılır. Fakat bu sakinliğin gerisinde, fonların risk algısını sıfıra indirmek için portföylerini kilitlediği bir kararsızlık dönemi yatıyor. Yurt dışı borsalardaki dalgalanmaların anında BIST’e yansıması, yerli yatırımcının elini kolunu bağlıyor. Kimse büyük bir pozisyon açmak istemiyor; çünkü yarın sabah hangi ekonomik verinin geleceğini ya da hangi yasal düzenlemenin masaya yatırılacağını kimse öngöremiyor.
Burada asıl mesele, altyapının ve veri akışının hızlandığı bir ortamda, küçük yatırımcının bekle-gör stratejisiyle ne kadar süre oyunda kalabileceği. Algoritmik işlemler piyasadaki likiditeyi artırıyor gibi görünse de, aslında piyasanın doğal dalga boyunu törpülüyor ve yön duygusunu yok ediyor. Hisseler hak ettiği değeri bulmakta zorlanıyor, çünkü fiyatlar şirketlerin gerçek performansından ziyade, anlık makroekonomik rüzgarlara göre şekilleniyor.
Önümüzdeki günlerde bu yatay bandın kırılması için ya küresel çapta iştah kabartacak yeni bir hikayeye ya da içeride enflasyonla mücadelede somut bir rahatlamaya ihtiyaç var. O güne kadar ekran karşısında saatler harcayıp milimetrik hareketleri yorumlamaya çalışmak, sadece dijital gürültüyü artırmaktan başka bir işe yaramıyor.