Fuar alanlarında dağıtılan on binlerce broşür ve birbirinin aynısı açılış konuşmaları, teknoloji dünyasının gerçek dertlerine ne yazık ki derman olmuyor.
GITEX AI Türkiye hamlesi de tam olarak bu yorgunluğun üzerine geliyor. Dünyanın en büyük teknoloji etkinliklerinden birinin İstanbul ayağı, “ne satabiliriz” kaygısından ziyade sermaye ile vizyonu aynı masaya oturtma iddiası taşıyor. Etkinliğin kökeni aslında Orta Doğu ve Kuzey Afrika bölgesindeki devasa dijitalleşme dalgasına dayanıyor; ancak Türkiye ayağı, yerli yazılımcıların küresel ligdeki oyuncularla aynı sahneyi paylaşması için kritik bir eşik.
Asıl mesele ise Türkiye’deki yetenekli mühendislerin ve erken aşama girişimlerin en büyük engelinin kod yazmak değil, doğru yatırımcıya ulaşmak olması. Global fonlar İstanbul’a sadece turistik bir merakla gelmiyor; kur dalgalanmalarına rağmen dirençli kalan teknoloji geliştirme bölgelerimiz ve kalifiye insan kaynağımız onları cezbediyor. Bu tür zirveler, kapalı kapılar ardında yapılan ve küçük girişimcilerin asla erişemediği o elit toplantıları biraz daha demokratik hale getirme potansiyeli taşıyor.
Yazılımcılar ve girişimciler için bu buluşma iki ucu keskin bir bıçak anlamı taşıyor. Bir tarafta milyonlarca dolarlık fonlara, küresel ağlara ve dev teknoloji şirketlerinin API’lerine doğrudan erişim şansı var. Diğer tarafta ise pazarın sadece büyük oyuncuların egemenliğine kayma riski bulunuyor. Yerli çözümler küresel devlerin gölgesinde kalabilir ya da tam aksine, küresel pazarın standart oyuncusu haline gelebilir. Buradaki dengeyi kuracak olan şey, yerel ekosistemin kendi dinamiklerini ne kadar koruyabileceği.
Gelecek birkaç yılda İstanbul’un bölgesel bir teknoloji merkezine dönüşüp dönüşmeyeceğini bu tür dev organizasyonların kalıcılığı belirleyecek. Sadece üç günlük PR çalışmalarından ibaret kalırsa unutup gideceğiz; fakat ortak Ar-Ge projelerine evrilirse, masanın başında oturanlardan biri olacağız.
Siz kendi projelerinizde küresel fonlara ulaşmaya çalışırken en çok hangi engelle karşılaşıyorsunuz?