Piyasalar açılmadan önce ekran başında kahvesini yudumlayan yatırımcının derdi karmaşık formüller değil; “Bugün bu kağıt yönünü nereye çevirecek?” sorusunun cevabı. Her pazartesi sabahı borsa salonlarından dijital ekranlara kadar aynı gerginlik hakim olur. Ülker Bisküvi (ULKER) tarafında da tablo pek farklı değil. Yatırımcılar hissenin son hareketlerini incelerken genellikle büyük manşetlere odaklanıyor ancak teknik göstergeler sandığımız kadar düz ve tek yönlü bir hikaye anlatmıyor.
Borsa koridorlarında dolaşan genel kanı, gıda devlerinin enflasyonist dönemlerde her zaman kazandırdığı yönünde. Fakat işin mutfağına, yani teknik analiz ekranlarına baktığımızda durumun o kadar da ezbere olmadığını görüyoruz. Hacim profilleri ve hareketli ortalamalar, piyasanın Ülker hissesini fiyatlarken geçmişteki reflekslerinden uzaklaştığını net bir şekilde gösteriyor. Şirketin mali yapısı güçlü dururken borsadaki fiyat hareketleri bazen bu gücün gerisinde kalabiliyor ya da tam tersi, beklentiler çok önden koştuğu için hisse sıkışma alanına giriyor.
Yatırımcıların yaptığı en büyük hata, göstergeleri tek başına bir al-sat sinyali olarak okumak. RSI ya da MACD gibi popüler araçlar tek başlarına bir şey ifade etmiyor; asıl mesele bu verilerin piyasadaki genel risk iştahı ve sektörün hammadde maliyetleriyle nasıl örtüştüğü. Ülker gibi köklü bir üreticinin hisse grafiğini incelerken sadece mum çubuklarına bakmak, buz dağının sadece su üstündeki kısmını görmekten öteye geçmiyor.
Önümüzdeki seanslarda yatırımcıları bekleyen en büyük sınav, destek seviyelerinin test edilip edilmeyeceği. Ekran başındaki herkesin gözü kritik eşiklerdeyken, sabırlı kalanların kazandığı bir döneme girmiş bulunuyoruz. Bakalım bu hafta piyasa, grafiğin çizdiği senaryoya mı uyacak yoksa her zamanki gibi ters köşeye mi yatıracak?