Vietnam’ın son dönemde enerji verimliliği fonu kurmak için masaya yatırdığı finansal modeller, kağıt üzerinde kusursuz görünen uluslararası kalkınma raporlarından oldukça farklı bir gerçekliğe dayanıyor. Çoğu kişinin gözünden kaçan detay ise, ülkenin bu fonu tasarlarken dünyanın geri kalanındaki klasik kamu destekli hibeler yerine, tamamen özel sektör riskini azaltmaya odaklanan hibrit bir kefalet mekanizmasını seçmiş olması. Bu tercih, aslında gelişmekte olan ekonomilerin yeşil dönüşümde parayı bulmaktan çok, o parayı harcayacak güvenilir projeyi bulamaması krizinin doğrudan bir sonucu.
İşletmelerin bu konuyu yakından takip etmesinin temelinde, arka planda dönen ekonomik çarkların günlük faaliyetlerine nasıl yansıyacağı kaygısı yatıyor. Fabrikasında ya da ticari işletmesinde elektrik faturasını düşürmek isteyen bir girişimci, bankadan kredi çekmeye kalktığında karşısında binbir türlü bürokratik engelle ve teminat talebiyle karşılaşıyor. Bankalar ise yenilenebilir enerji ya da enerji verimliliği yatırımlarını hâlâ yüksek riskli kategorisinde değerlendiriyor. Aslında ortadaki asıl problem sermaye eksikliği değil; geleneksel finans sisteminin bu tarz teknolojik dönüşümleri okuyamaması ve risk iştahının sıfıra yakın olması.
Vietnam örneğinde tartışılan model, tam olarak bu kör noktayı hedefliyor. Kurulması planlanan yapı, doğrudan şirketlere nakit dağıtmak yerine bankaların arkasında durarak bir risk tamponu oluşturuyor. Böylece küçük ve orta büyüklükteki işletmeler, daha önce kapısından bile geçemedikleri yeşil finansman kaynaklarına erişebiliyor. Bu sistemin hayata geçmesiyle birlikte, sanayi tesislerinin enerji optimizasyonu projeleri masadan kalkıp şantiyeye dönüşebilecek. Elbette bu durumun piyasada bir maliyet baskısı yaratıp yaratmayacağı ya da fonun denetim mekanizmalarının ne kadar şeffaf olacağı soruları hala yanıt bekliyor.
Finans dünyası uzun süredir yeşil mutabakatlar ve sürdürülebilirlik hedefleri üzerine konuşuyor ancak sahadaki gerçekler bu hedeflerin çok gerisinde kalıyor. Yazılım tabanlı enerji izleme sistemleri ya da akıllı sayaçlar fabrikalara kurulsa bile, bu yatırımların geri dönüş süresi enflasyonist ortamda uzuyor. Doğru finansman modeli bu yüzden en yeni teknolojiden bile daha kritik bir rol oynamaya başladı. Model doğru kurgulanmadığı sürece en çevreci yatırımlar bile raflarda tozlanmaya mahkum.
Bu tarz fon modellerinin başarısı kağıt üzerindeki hedeflerle değil, yerel bankaların bu riski ne kadar içselleştireceğiyle ölçülecek. Önümüzdeki dönemde benzer ekonomik dinamiklere sahip diğer ülkelerin de Vietnam’ın bu hamlesini yakından izleyeceği kesin. Bakalım bu finansal mühendislik, sanayi tesislerinin enerji faturasını gerçekten hafifletebilecek mi, yoksa yine kağıt üzerinde kalan iyi niyetli bir niyet beyanı olarak mı anılacak?