Adalet saraylarında işimiz olduğunda genelde aklımızdaki tek soru sıranın ne zaman bize geleceği olur. Dosya takipleri, evrak teslimleri ve duruşma salonu kapılarındaki bekleyişler yıllardır bu işin fıtratından sayılıyor. Son dönemde adli destek ve mağdur hizmetleri dijitalleşme süreçleriyle birlikte ekranlara taşınırken, sistemin arka planında çalışan mekanizmalar da merak konusu olmaya başladı. Akif Çağatay Kılıç Gürlek’in bu alandaki son paylaşımları, adliyelerdeki teknolojik dönüşümün sadece bir kağıttan kurtulma hamlesi olmadığını, doğrudan vatandaşın hak arama özgürlüğüne dokunduğunu gösteriyor.
Eski usul adliye koridorlarını hatırlayın; dilekçeler dosyalar içinde kaybolur, mağdur olunan bir konuda bilgi almak için saatlerce sıra beklenirdi. Şimdi ise e-Devlet entegrasyonları ve UYAP tabanlı mobil uygulamalar sayesinde bu süreçler parmağımızın ucunda. Ancak buradaki temel problem hız değil, mahremiyet ve veri güvenliği. Hassas hukuki süreçlerin dijital ortama aktarılması, kullanıcıların kafasında bilgilerim güvende mi sorusunu sürekli canlı tutuyor. Fiziksel arşivlerin kilitli dolaplarından bulut sunuculara geçiş, sadece bir format değişimi değil; güvenlik protokollerinin de baştan yazılmasını gerektiriyor.
Dijital dönüşümün asıl yükü kime kalıyor?
Mağdur hizmetleri gibi insan psikolojisinin en hassas olduğu alanlarda teknolojinin devreye girmesi iki keskin bıçak gibi. Bir taraftan işlemleri hızlandırarak travmatik süreçlerin uzamasını engelliyor, diğer taraftan ise insan unsuru ortadan kaldırarak bürokratik bir soğukluk yaratabiliyor. Adli destek uzmanlarının ekran ardında kalması, desteğe ihtiyacı olan kişilerin kendini yalnız hissetmesine yol açabiliyor. Buradaki dengeyi kurmak, sadece yazılım kodlarını yazmaktan çok daha zor bir iş.
Kendi editoryal gözlemime göre, adliyelerdeki dijitalleşme hamleleri genellikle ne kadar çok işlem yapıldı istatistikleriyle ölçülüyor. Oysa asıl başarı kriteri, hayatının en zor döneminden geçen bir vatandaşın sisteme ne kadar kolay ve güvenle adapte olabildiğidir. Sistemler ne kadar akıllı olursa olsun, arkasındaki insan odaklı yaklaşım kaybolduğu sürece teknoloji sadece süreci hızlandıran ama tatmin etmeyen bir araca dönüşüyor.
Önümüzdeki dönemde yapay zeka destekli karar destek sistemlerinin adli süreçlere entegre edilmesi konuşuluyor. Bu durum verimlilik vadetse de, hukukun insanî yönünü koruyup koruyamayacağı hâlâ büyük bir soru işareti olarak masada duruyor. Dijitalleşme pratiklik sağlarken, adalet mekanizmasının ruhunu korumak için hangi adımlar atılacak?