Doğal afetleri sadece gerçekleştiği anın sıcaklığıyla konuşmak, geride kalan büyük resmi görmemizi engelliyor.
Kent ormanlarında yükselen alevler, yine saatler süren müdahalelerin ardından kontrol altına alındı. Haber bültenleri soğutma çalışmalarının sürdüğünü söylerken, asıl tartışılması gereken yerinde sayan erken uyarı sistemlerimiz. Orman yangınlarıyla mücadele artık sadece arazözlerin ve helikopterlerin gücüne bırakılamayacak kadar karmaşık bir kriz yönetimi halini aldı. Dünyanın farklı yerlerinde ormanlar, dumanı ve ısı değişimini henüz alevler büyümeden tespit eden yapay zeka tabanlı sensör ağlarıyla korunuyor.
Biz ise hala vatandaş ihbarına veya tesadüfi gözlemlere güvenmek zorundayız. Orman genel müdürlüklerinin elindeki bütçeler ve teknolojik altyapı, iklim krizinin getirdiği yeni normalle başa çıkmakta zorlanıyor. Termal kameralar, rüzgar simülasyon yazılımları ve erken algılama droneları lüks değil, hayati birer güvenlik katmanı. Bir ağacın kül olması sadece yeşil alanın azalması demek değil; ekosistemin, yaban hayatının ve şehrin nefesinin yıllarca geri gelmeyecek şekilde yok olması anlamına geliyor.
Teknoloji editörleri olarak yıllardır akıllı şehir projelerini, yapay zeka yatırımlarını ve sensör teknolojilerini konuşuyoruz. Fakat sıra doğayı korumaya geldiğinde bütçe öncelikleri hep coğrafi haritaların en alt sıralarında kalıyor. Yangın çıktıktan sonra ne kadar su atıldığı değil, o kıvılcımın daha sensöre düştüğü an nerede karartıldığı başarı kriteri olmalı. Önümüzdeki yıllarda bu yaklaşımla devam edersek, ne orman kalacak ne de yangın söndürecek su kaynakları.
Bu haber ekranlardan silindiğinde, bir sonraki yangına kadar hangi teknolojik adımı atacağımızı kendimize sormanın tam vakti.