Akıllı saat çılgınlığının en parlak döneminde bileklikleri süsleyen o prestijli modeller, sessiz sedasız vitrinlerden iniyor.
Birkaç yıl önce geleneksel saatçiliğin teknolojiye direnç hamlesi olarak doğan lüks akıllı saatler, piyasanın sert gerçekleriyle yüzleşti. Akıllı telefon üreticilerinin her yıl güncellenen cihazları ve sağlık odaklı sensör yarışları, moda odaklı markaların işini oldukça zorlaştırdı. Klasik saat severlerin dijital ekrana geçiş yapması beklenirken, teknoloji meraklıları ise batarya ömrü ve yazılım ekosistemi gibi pratik detaylarda teknoloji devlerini tercih etti.
Kullanıcının asıl problemi, on binlerce lira ödediği bir aksesuarın iki yıl içinde yazılım desteğini yitirmesi ve teknolojik olarak demode hale gelmesiydi. Mekanik bir saat nesilden nesile aktarılabilirken, dijital işlemcilerle donatılmış lüks bir saat kısa sürede elektronik bir hurdaya dönüşüyordu. Bu durum, statü sembolü olarak tasarlanan ürünlerin cazibesini hızla yitirmesine neden oldu.
Pazarın bu hamlesi, markaların kendi özüne dönüş kararını da beraberinde getiriyor. Tüketiciler artık kollarındaki cihazın sadece akıllı olmasını değil, aynı zamanda uzun vadeli bir yatırım niteliği taşımasını istiyor. Kısa ömürlü çiplerle donatılmış lüks segment, beklenen sadık müşteri kitlesini bir türlü yaratamadı.
Önümüzdeki dönemde geleneksel markaların tamamen analog modellere odaklanması, teknoloji şirketlerinin ise lüks segmenti tamamen akıllı bileklik ve yüzüklere kaydırması bekleniyor. Kolumuzdaki dijital ekranların geleceği, şimdilik sadece teknoloji devlerinin elinde şekillenmeye devam edecek.