Şebeke yatırımları ve fiber altyapı maliyetlerinin döviz krizleriyle anıldığı bir dönemde, Türk Telekom sessiz sedasız bilançosunu eşik atlatacak bir hamleyle kapattı. Yılın ilk altı ayında net kârını yüzde 26 oranında artıran şirket, 7 milyar liraya yakın bir dönemsel kazanç açıkladı. Çoğu abonenin fatura artışları ve taahhüt yenileme telaşıyla, işin mutfağında dönen bu devasa finansal çarktan haberi bile yok.
Kullanıcıların bu konuyu merak etmesinin temelinde aslında cüzdanlarındaki delik yatıyor. Her ay artan internet ve mobil tarife ücretleri karşısında “Bu kadar para nereye gidiyor?” sorusunu sormayan kimse kalmadı. Şirketin açıkladığı bu yüksek kâr oranı, bir yandan altyapı yatırımlarının sürdürülebilirliği açısından olumlu okunurken, diğer yandan bireysel tüketicinin cebinden çıkan paranın kurumsal bilançolarda nasıl bir devasa güce dönüştüğünü net bir şekilde gösteriyor.
Rakip finans siteleri bu haberi genellikle soğuk borsa terimleri, “şirket hisseleri şu kadar prim yaptı” özetleri veya kuru tablo alıntılarıyla geçiştiriyor. Oysa bizim burada bakmamız gereken yer, bu kârın kalitesi ve nereden geldiği. Türk Telekom sadece daha fazla fatura keserek büyümedi; veri merkezi yatırımları, kurumsal dijital dönüşüm projeleri ve fiber ağın sağladığı maliyet avantajları bu tablonun arkasındaki asıl mühendislik. Altyapı tekelinin getirdiği konfor alanı ile modern teknoloji yatırımlarının kesişim kümesi, şirkete bu bilançoyu getirdi.
Bu tablonun günlük hayatımıza yansıması ise iki uçlu bir bıçak. Bir tarafta mahallenize kadar gelen o fiber kablonun hızından memnun kalıyorsunuz, diğer tarafta taahhüt yenilerken karşınıza çıkan rakamlar yüzünüzü ekşitiyor. Şirketler finansal olarak güçlendikçe daha iyi hizmet sunma iddialarını yineliyor ancak serbest piyasadaki rekabet eksikliği, bu kârlılığın faturasını doğrudan son kullanıcıya ödetiyor.
Önümüzdeki dönemde 5G ihale hazırlıkları ve veri güvenliği altyapılarına yapılacak harcamalar, telekomünikasyon sektörünün ana gündemi olmaya devam edecek. Türk Telekom’un bu ilk yarı performansını yılın ikinci yarısında da sürdürüp sürdüremeyeceğini, enflasyonist baskılar altında tüketicinin dijital servis harcamalarını kısıp kılamayacağı belirleyecek.